‘Bilgi & Eğitim’ kategorisi


Sınav Stresini Yenmek için

Cuma, 12 Şubat 2010

KAYGI NEDİR?

Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur.
Dünyaya geldiğimiz anda bir öğrenme süreci içine gireriz ve bu süreç yaşamımın sonuna dek devam eder. Öğrenme, kişinin yaşamını sürdürebilmesi ve süregelen yaşamdan dolayı alması için gerekli tüm bilgi, eylem ve becerilerin kazanılması sürecidir. Öğrenilenler, kişinin birikimini (potansiyelini) oluştururken, öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılması da performansı ortaya koyar. Başka bir deyişle performans, kişinin akıl, duygu ve davranış düzeyinde daha önceden kazanmış olduklarının, belli bir durum ve belli bir zaman kesitinde, eylemsel olarak ortaya konulan şeklidir. Ancak çeşitli iç ve dış etkenler nedeniyle gerçek potansiyelin performansa dönüşmesi zaman zaman güçleşir. Bu etkenlerden biri yüksek kaygıdır.
Öyleyse herhangi bir alanda başarılı olabilmek için hiç kaygı yaşamamak mı gerekir?
Hayır!… Her duygu gibi kaygı da kişinin, yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamdan doyum alabilmesi için gereklidir. Öyleyse amacı kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak değil, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak onu kendi yararımız için kullanmaktır.
Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltmek açısından yardımcı olur. Örneğin, bir konferans yada bir konuşma için yaşadığımız orta düzeydeki bir kaygı, bu konuşmaya daha iyi hazırlanmamıza ve daha iyi bir performans göstermemize yardımcıdır. Hiç kaygı yaşamadığımız durumlarda ise, yapılacak olan işi elden geldiğince iyi yapmak için içimizde bir istek oluşmadığından sonuç, genellikle olumsuz olur.
Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin, enerjisini verimli bir biçimde kullanması, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesi engellenir. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve istenen performansa erişemez.
a) Sınav Kaygısı Nedir?
Sınav kaygısı literatürde “öğrencinin sınavla doğrudan ilgisi olmayan düşüncelerini arttıran, yoğun bedensel uyarımlara yol açarak dikkati bölen, böylelikle verimli çalışmayı, öğrenmeyi ve öğrenilenlerin etkili biçimde kullanılmasını güçleştiren yoğun bir uyarım durumu” olarak tanımlanır.

A.2. SINAV KAYGISI NEDİR?

b) Sınav Kaygısı Nasıl Tanımlanır?
Bir sınava girmeden önce sınavı başarıp başaramayacağınız beyninizi aşırı meşgul ediyorsa ve yoğun bir kaygı hissediyorsanız üstelik bu bütün işinizi bozuyorsa, uykularınızı, yeme duyumunuzu etkiliyorsa, neredeyse başka hiçbir şey düşünmüyorsanız sınav kaygısına adaysınız demektir. Sınav öncesi gözünüzü uyku tutmuyorsa, sınav saati ecel gibi yaklaşıyorsa, sınava girerken eliniz titriyorsa ve soğuk terlemeye başladıysanız, sınavda beyniniz zonkluyor ve heyecandan soruları okuyamıyorsanız yoğun bir sınav kaygısı içindesiniz demektir.
Sınav kaygısı iki ayrı boyutta ele alınabilir:

Endişe ve Yoğun Duygulanım:

ENDİŞE: Performansa yönelik zihinsel bir süreçtir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur.
YOĞUN DUYGULANIM: Kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu bedenden gelen ve bedenin olağan işleyiş dengesi dışında ortaya çıktığını belirten sinyallerdir.
Aşağıdaki bölümde sınav kaygısı yaşayan kişilerin, kaygının endişe ve duygulanım boyutlarını nasıl dile getirdiklerini gösteren bazı ifadeler bulacaksınız.

Endişe
Bu sınavda başarılı olamayacağım.
Bu sınav sonunda her şey berbat olacak.
Sınıftaki herkes benden zeki.
Bu sınavda başarısız olursam not durumumu bir daha asla düzeltemem.
Sınav sırasında bildiğim her şeyi unutabilirim.
Kendimi yetersiz ve eksik görüyorum.
Evdekilerin yüzüne nasıl bakarım?.

Yoğun Duygulanım
Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor.
Çok perişan bir durumdayım.
Bu sınava gireceğim için paniğe kapıldım, elim ayağım birbirine dolaşıyor.
Gözüm kararıyor, midem bulanıyor, soğuk soğuk terliyorum.c) Hissedilen Olumsuz Duygular Nelerdir?
- Ya başarısız olursam korkuları.
- Yeterince çalışmadığı için kendini suçlama.
- Kesinlikle başarılı olamayacağım yargıları.
- Hiçbir şey hatırlamadığını ve hiçbir şey bilmediğini düşünmek.
- Sürenin çok yetersiz olduğunu düşünmek.
- Sıkıntı, bunaltı hisleri.
- Ölsem de kurtulsam keşke bu duruma hiç düşmeseydim düşüncesi.
- Kaybederse asla tekrar denemeyeceğini düşünce ve kendini toparlayamama.

d) Hissedilen Fizyolojik Belirtiler Nelerdir?
- Çarpıntılar, düzensiz kalp atışları.
- Düzensiz solunum, hava açlığı.
- Ellerde titreme, vücutta ateş basması hissi.
- Baş dönmesi, bayılma, beyni boşalmış hisleri.
- Kas yorgunlukları, uyuşma, titremeler.
- Yeme alışkanlıklarında değişme.
- Dilin, damağın kuruması.
- Gerginlik ve / veya sinirlilik hali.
- Bağırsak hareketlerinde değişme (ishal-kabızlık).

Öğrenciler fizyolojik belirtilerin sınavın ilk 30-40 dakikası içinde daha yoğun yaşandığını, sınavın sonlarına doğru, belirtilerin şiddetinde bir azalma olduğunu belirtmektedirler. Yoğun sınav kaygısı içindeki kişiler, yalnızca bedensel bazı uyarımlar yaşamakla kalmayıp, aynı zamanda performanslarının yeterliliği konusunda da yoğun bir endişe içine girmektedirler.

Araştırmacılar, sınav başarısının düşmesinde endişe faktörünün etkisinin, yoğun fiziksel uyarma oranla daha fazla olduğunu belirtmektedirler. Çünkü sınav kaygısının sınav sırasında yarattığı olumsuz etkinin odağı dikkat mekanizmasıdır. Kişinin, potansiyelini ortaya koyabilmesi için sınav sırasında dikkatinin tümünü sınav sorularına yöneltmesi gerekir. Ancak sınav kaygısı yüksek olan kişilerin yaşadığı endişe, dikkatin bölünmesi ve sınavla ilgili olmayan şeylere yönelmesine neden olur. Öğrenci dikkatini sınava vermekte güçlük çeker ve dikkat, sınav soruları ile kişinin kendi performansına ilişkin yorum ve değerlendirmeleri arasında bölünür. Bir süre sonra öğrenci, dikkatinin çoğunu akademik başarısıyla ilgili olumsuz yorum ve değerlendirmelere yöneltir. Başarısından kuşku duyar ve diğerlerinin kendisinden daha üstün performans göstereceğini düşünür.
Böylece sınava odaklanması gereken zihinsel enerji, hedefinden uzaklaşıp dağılır ve öğrencinin gösterdiği performans, potansiyelinin çok altına düşer.

e) Sınav Kaygısının Etkileri Nelerdir?
- Öğrenilen bilgiler transfer edilemez.
- Okuduğunu anlama ve düşünceleri organize etmede zorluk yaşanır.
- Dikkatte bir azalma olur, dikkat sınavın içeriğine değil sınavın kendisine ve bağlı olarak yaşananlara odaklanır.
- Zihinsel beceriler zayıflar, bilgilerin hatırlanmasını engeller.
- Enerji tükenir ve israf edilmiş olur.
- Fiziksel rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olur.

f) Sınav Kaygısının Nedenleri Nelerdir?
- Zamanı iyi kullanamama.
- Kötü çalışma alışkanlıkları.
- Beklenti düzeyi.
- Görev ve sorumlulukları erteleme.
- Mükemmeliyetçi yaklaşım.
- Başarısız olma ve değerlendirilme korkusu.

g) Sınav Kaygısını Azaltan Faktörler Nelerdir?
Bazen duygularımızı ifade ederken birbirine karıştırabiliyoruz. Sınav kaygısı konusunda da heyecan, kaygı ve korku duyguları birbirine karıştırılabiliyor. Oysa kaygı duygusunu iyi tanıyabilmek, kaygısıyla mücadele etmek ve onu kontrol edebilmek için geçerlidir.
Sınava başlamadan kısa bir süre önce hissedilen duygu hali genellikle heyecandır.

Beyin bir süre sonra karşılaşacağı sorunları yanıtlayabilmek ve gerekli olan yüksek beyin fonksiyonlarını yerine getirebilmek için hazırlık aşamasındadır. Önemli olan bu doğal sürecin kaygıya ve paniğe dönüştürülmemesi, algılama, anlama, yorumlama, hatırlama gibi bilişsel etkinliklerin olumsuz yönde etkilenmemesidir.
Sınava girmeden birkaç saat önce yada sınav başlamadan kısa bir süre önce heyecanlanmaya başladığınızı fark ettiğinizde, bunu diğer tüm öğrenciler gibi sizinde yaşadığınızı, bunun doğal olduğunu ve hatta sınavda başarılı olabilmek için bu heyecanın gerekli olduğunu kendinize söyleyin.
“Geçmiş ve gelecek arasından savrulmayın günü yakalayın”.

Bazen insanlar geçmiş yaşantıları ile gelecekte yaşayacaklarına inandıklarının arasında gidip gelmekten bugünü yaşamazlar. Hatta bu tür insanlar “bir olayın kötü günleri düşün, iyi olunca sevinirsin” gibi bir felsefeyi de benimsemiş durumdadırlar. Yaptıkları hatalar, yaşadıkları başarısızlıklarla gösterdikleri becerisizlikler, üzüntüler onları öylesine meşgul eder ki “Ben aslında geçmişte pek başarılı olamadım, matematik dersini de eskiden beri hiç beceremem, bir türlü düzenli ve planlı öğrenci olamadım” gibi geçmişte yaşadıklarını düşünüp dururken zaman akıp diler ve zamanlarını değerlendiremezler. Zamanın verimli bir şekilde kullanılmamasından dolayı da başarısızlık doğal bir sonuç olacağından “Ben biliyordum böyle olacağını” diyerek ne kadar haklı olduklarını onaylarlar. Oysa insan ne ekerse onu biçer.

Bu kişiler sınava hazırlanırken bütün güçlerini seferber ederler. Bir oraya, bir buraya koşturur dururlar. Belki çok çalışırlar, belki de çalışmayı çok isterler. Ancak akıllarından geçen “Ya kazanamazsam düşüncesi” onların bütün umutlarını kırar. “Zaten kazanamayacağım”, “Çalışmam anlamsız”, “Şimdi bir çok öğrenci kim bilir ne kadar çok çalışıyordur, başarıya ne kadar yaklaşmıştır?”, “Ben ne yapsam boş” düşüncesine o kadar inanırlar ki çalışma konusunda isteksizleşebilir, hatta baştan pes edebilirler.
Tüm bunların sonucunda bu öğrenciler potansiyellerinin çok altında başarı gösterirler. Çünkü var olan potansiyellerini kullanma fırsatını bulamazlar onlar geçmiş ve gelecek arasında savrulmaktan bugünü yayamamışlardır.
Geçmişi yeniden yaşayamayız. “O” tedavülden kaldırılmış para gibidir. Gelecek çok uzakta, onu göremeyiz. Gelecek senet gibidir. Bugün ise nakit paradır. Eğer geleceği değiştirmek istiyorsanız bugünü değerlendirin ve değişimi hayallerinizde değil bugünde gerçekleştirin. Çünkü sıcak bugün kontrolümüz altındadır ve bizler sadece kontrolümüzde olan şeyleri değiştirebiliriz.

h) Yararsız Düşünceler Nelerdir?
- Sınava hazır değilim.
- Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım?
- Sınavlar niye yapılıyor? Ne gerek var?
- Bu bilgiler gelecekte işime yaramaz.
- Sınava hazırlanmak için gerekli zamanım yok.
- Bu konuları anlamıyorum, aptal olmalıyım.
- Biliyorum bu sınavda başarılı olamam.
- Sınav kötü geçecek.
- Çok fazla konu var, hangi birine çalışabilirim ki?

ı) Yararlı Düşünceler Nelerdir?
- Yapmam gereken nedir? Yapabildiğimin en iyisini yapmamın bana ne zararı olabilir? Ne kaybederim?
- Yeterli zamanımın olmadığı doğru, ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabilirim?
- Tüm materyalleri çalışmasam bile, önemli bölümlere öncelik vererek sınava hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanabilirim.
- Hangi sorular sıklıkla soruluyor, ondan başlamalıyım.
- Takıldığım yerler olabilir, bilenlere soracağım ve yardım alacağım.
- Diğer öğrenciler kadar iyi olmasam da elimden geleni yapacağım ve daha iyi olduğumu göstereceğim.
- Diğer öğrenciler gergin ve telaşlı. Ben de kendimi kontrol edebilir ve başarılı olabilirim.
- Duygularım kontrolüm altında başarabilirim.

3) SINAV KAYGISIYLA BAŞAÇIKMA PROGRAMI
a) SINAV KAYGISIYLA BAŞAÇIKMA
Amaç: Bu bölümde sınav kaygısıyla başa çıkmaya imkan verecek bedensel, zihinsel ve davranış düzeyinde teknikler öğretilecek ve bunların uygulamaları konusunda örnekler anlatılacaklardır.
İster koleje veya üniversiteye girer gibi uzun süreli ve önemli bir sınava hazırlık döneminde, ister yıl içindeki olağan eğitim döneminde olsun, her öğrenci zaman zaman sorumluluklarını üzerine yığıldığını hisseder.
Hazırlanması gereken derslerin birikip ağırlaşması, sizden beklenenlerin fazlalığı ve bütün bunları nasıl yapacağınızı bilmemeniz büyük bir yük oluşturur ve bu da zamanla bıkkınlık verir. Herkesin dönem dönem yaşadığı bu usanma ve karamsarlık duygusu son derece normaldir. Gereksiz olan bu duygular karşısında ümitsizliğe kapılmak, kendinizi çaresiz ve güçsüz hissederek çalışmayı ve mücadeleyi bırakmaktır.
Gelişme döneminin kendine özgü bedensel ve hormonal değişimlerinin de etkisiyle bazen bu duygular başarınızın üzerinde bir kara bulut gibi dolaşır ve nereye gitseniz sizi izler. Bu bölümde başınızın üzerinde çalışan, çalışmanızı güçleştiren, öğrenmenizi engelleyen bu kara bulutlar be sınav stresiyle başa çıkmanızı kolaylaştıracak bedensel ve zihinsel teknikler ele alınacaktır.
Sınav kaygısı konusunu ayrı bir bölüm olarak ele almayı gereken sebep nedir? Sınav kaygısı gerçekten bu kadar önemli midir? Bu sorulara cevap olacak bir araştırmanın sonuçları aşağıdadır.

GEVŞEMENİN ÖĞRENİLMESİ
Bütün stres azaltma tekniklerinin son amacı, stresin yol açtığı istenmeyen sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Gevşeme cevabının öğrenilmesi ile, bedende stres sırasında ortaya çıkan durumun “tam tersi” ortaya çıkar.
Stres tepkisi sırasında beden kimyasında değişiklikler meydana gelir ve bazı kimyasal maddeler salgılanır. Gevşeme cevabının öğrenilmesi ve uygulanmasıyla stres sırasında ortaya çıkan kimyasal maddeler salgılanır ve kaybolur. Bu maddeler özellikleri gereği gevşeme cevabıyla aynı zamanda “var olamaz”lar. Bir başka biçimde ifade edersek bedende aynı zamanda hem gerginliğin, hem de gevşemenin beden kimyası birlikte olmaz. Bu sebeple insan stresi yaşıyorsa ona ait beden kimyası egemendir.
Bedensel olarak gevşemiş bir insan, ruhsal olarak sakin ve huzurludur. Bedensel olarak gergin bir insan ruhsal olarak endişeli ve sıkıntılıdır.
Bir insan aynı anda hem gergin, hem gevşek olmayacağına göre gevşemiş bir insanın endişeli ve sıkıntılı veya gergin bir insanın sakin ve huzurlu olması mümkün değildir.
“Derin Gevşeme” duygusu, gevşekliğin bedensel durum ve özelliklerine bağlı olarak ortaya çıkartılabilir. Gerçekten gevşemeyi başarmış bir insanın solunumu derin ve rahat, elleri ve ayakları sıcak ve ağır, kalp vuruşları sakin ve düzenli, karnı sıcak, alnı serindir. Bu durumdaki bir insanın kasları gevşemiş, hormonal dengesi sağlanmış ve beden aaaabolizması yavaşlamıştır.
Eğer insan yukarıda anlatılan geveme cevabının özelliklerinden birini gösterebilirse, stresin yarattığı fizyolojik ve biyokimyasal kısır döngü kırılmış, onun yerine gevşemenin fizyolojik ve biyokimyasal kısır döngüsü kurulmuş olur.
Solunum derinleşmesi (stres tepkisi sırasında hazırlanır) kalp vurum sayısını azaltır (Stres tepkisi sırasında artar), el ve ayaklara gide kan miktarının artması bu bölgede ısınma ve ağırlaşmaya sebep olur (stres tepkisi sırasında damarlar daralır, kan içeri çekilir dolayısıyla yüzey sıcaklığı düşer). Bu durum (kan damarlarını sıkan küçük kaslarda olduğu gibi) bedenin bütün kaslarında gevşemeye ve rahatlamaya neden olur.

“Önce Nefes Almayı Öğrenin”
Otonom (kendi kendine çalışan) organlarımız olduğunu biliyoruz. Kalbimizin vuruşları, kan basıncımız, beden sıcaklığımız ve daha bir çokları bu sisteme örnektir. Bu organlar veya fonksiyonlar bizim doğrudan denetim ve istediğimiz dışında çalışır. Ancak yine bilinmektedir eğitim ve egzersizle bu organ ve fonksiyonları kısmen veya bütünüyle kontrol altında tutmak mümkündür.
Bedeni kontrol etmek yakındaki çabaların ilk adımı solunumu kontrol etmektir. Çünkü solunum bir yönüyle, istediğimiz zaman nefes aldığımız, istediğimiz zaman nefesimizi tuttuğumuz için, irademizle, yönlendirdiğimiz bir faaliyettir. Ancak diğer solunum, beyin yapısındaki bir merkez tarafındaki kandaki oksijen ve karbondioksit dengesine göre bütünüyle **** (kendi kendine) yürüyen bir faaliyettir.
Yukarıda sayılan sebeplerden ötürü otonom faaliyetleri kontrol etmeye “solunumu kontrol etmekten” başlamak çok anlamlıdır. Aynı zamanda doğru ve derin nefes almayı öğrenmek, gevşemeyi öğrenmek yolunda atılan en önemli adımdır.
Nefes almanın kendisi bir gevşeme yolu olduğu gibi bütün gevşeme egzersizleri içinde, egzersizin bir parçası olarak kullanılmaktadır. Ayrıca nefes egzersizleri günlük hayatın akışı içinde uygulanması en kolay egzersizlerdir.
Doğru ve derin nefes almanın kendisinin doğrudan damarları genişletme ve kanın (dolayısıyla oksijenin) bedenin en uç ve derin noktalarına kadar ulaşmasını sağlama özelliği vardır.

d) BEDENİ KONTROL ETMEK YOLUNDA BİRİNCİ BASAMAK: SOLUNUMUN KONTROLÜ VE NEFES EGZERSİZLERİ

Facebook da Video İzleyemiyorum ? Sorun Ne

Salı, 09 Şubat 2010

Facebook da Video İzleyemiyorum ? Sorun Ne

Dünyanın En Büyük Sosyal ağı olan Facebook da bir çok kişi şuan video izleme problemi yaşıyor.Gerçekten kullanıcıların başına dert olan bu olay nasıl çözülür diye merak eden o kadar çok kişi var ki !!

Facebook dan video izleyemeyenler adobe flash player yüklenmesi istiyor ama onuda yükleyince yinede izleyemeyenler var.Bu sorun genelerde solucanlar nedeniyle oluyor.Ama şimdi resmi sayfadan Flash Player’ın son sürümünü indirebilirsiniz.

Bunun için Solucan temizleyici için Malware Temizleyiciyi kullanabilirsiniz.Şimdilik Bu kadar eğer birazcık yardım edebildiysek ne mutlu bize

Uzman Jandarma Okulu Giriş Sınavı 2010

Pazartesi, 08 Şubat 2010

Uzman Jandarma Okulu sınavı 2010 bu yıl 25 Nisan 2010 tarihinde yapılacaktır.Uzman Jandarma okulu sınav başvurusu 8-26 Şubat tarihleri arasında gerçekleşicektir.Uzman Jandarma Okulu Sınav başvurularınızı ÖSYM merkezlerinde yapabilirsiniz.Uzman Jandarma Okulu Sınavı başvuru ücreti 35 liradır. 3 Lira ÖSYM merkezine işlem ücreti olarak yatırıyorsunuz. Eğer şifrenizi unuttuysanız yada kaybettiyseniz 2 liraya yeni şifre alıyorsunuz.

2010 Uzman Jandarma Okulu Sınavı 2 şekilde oluyor.1.Aşama yazılı sınav ve Genel kültür ve Genel Yetenek kısmı.2 kısmı ise fiziksel yapınızı , boyunuzu vb gibi vücut yapınıza bakıyorlar.Sicilinizin tertemiz olması gerekiyor.2010 JANU Sınavı hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için TIKLAYINIZ

Netlog Hesabı Kapatma

Pazar, 07 Şubat 2010

Meraba arkadaşlar bugün sizlerle Netlog hesabını kapatma ve silme hakkında bildiklerimi paylaşmak istiyorum..
Hemen Netlog üyelik silme Sayfasına girmek için tıklayınız.

* Netlog bağlantsına tıkladığınızda açılan sayfada sol menüde en alttaki “Sil” kısmını seçiyoruz.
* Burada “Netlog hesabımı siliyorum çünkü” burada en alttaki seçenek olan “Diğer” kısmını işaretliyoruz.
* Ardından 1 kutucuk çıkıyor. Burada 1 neden soruyor. Buraya nedeninizi belirtiyorsunuz.
* Daha sonraki aşamada alttaki seçeneklerden şifremizi ve güvenlik kodunu yazıyoruz.
* Ardından “Hesabı Sil” butonuna tıklayınız.
* Netlog hesabınız artık başarıyla silinmiş ve kapatılmıştır…

Netlog hesabınız böylece ortadan kaldırılmıştır.Kolay gelsin….

2010 Yılı AÖF Açıköğretim Sınav Tarihleri

Pazar, 07 Şubat 2010

2010 yılında yapılacak olan açıköğretim sınav tarihleri belli oldu.

1-Ara sınav 03 – 04 Nisan 2010
2-Yılsonu sınavı 29 – 30 Mayıs 2010
3-Bütünleme sınavı 04 – 05 Eylül 2010

2010 Öğrenim Kredisi Fiyatları Ne Kadar

Pazar, 07 Şubat 2010

2010 Yılının Öğrenim kredileri bu sene geçen seneye göre biraz zamlı olacak alan arkadaşlara duyurulur.

Bakan Cemil Çiçek, açıklamasına göre bu sene üniversite öğrencilerine kredi ve yurtlar kurumu aracılığı ile verilen kredilerin arttırıldığını duyurdu.Bakan Cemil Çiçek, kabine toplantısının ardından 2010 öğrenim kredisi fiyatlarını açıkladı.Buna göre;

Meslek Yüksekokul öğrencilerine verilen aylık 180tl kredi 200tl’ye, master öğrencilerinin aylık kredilerinin 400tl’ye, doktora yapan öğrencilerin ise kredileri 600tl’ye çıkarıldı.

2010 Yılı Resmi Tatil Günleri

Pazar, 07 Şubat 2010

2010 Resmi Tatil Günler Şöyle:
1-Yılbaşı 1 gün 1 Ocak Cuma
2-Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 1 gün 23 Nisan Cuma
3-Emek ve Dayanışma Günü 1 gün 1 Mayıs Cumartesi
4-Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı 1 gün 19 Mayıs Çarşamba
5-Zafer Bayramı 1 gün 30 Ağustos Pazartesi
6-Ramazan Bayramı Arefesi 1/2 gün 08 Eylül Çarşamba
Ramazan Bayramı 1. gün 9 Eylül Perşembe
Ramazan Bayramı 2. gün 10 Eylül Cuma
Ramazan Bayramı 3. gün 11 Eylül Cumartesi
7-Cumhuriyet Bayramı 1,5 gün 28-29 Ekim Perşembe-Cuma
8-Kurban Bayramı Arefesi 1/2 gün 15 Kasım Pazartesi
Kurban Bayramı 1. gün 16 Kasım Salı
Kurban Bayramı 2. gün 17 Kasım Çarşamba
Kurban Bayramı 3. gün 18 Kasım Perşembe
Kurban Bayramı 4. gün 19 Kasım Cuma

2010 Key Paraları

Pazar, 07 Şubat 2010

2010 Key Paralarının ne zaman verileceğini herkes merakla bekliyordu.Ve sonunda 2010 Key Ödemeleri Şubat ayında başlayacaktır..

EHLİYET CEZA PUANI ÖĞREN

Pazar, 07 Şubat 2010

İnternetten Ehliyet Ceza Puanını internetten öğrenmek için aşağıdaki linke tıklamanız yeterlidir.Şimdiden kolay gelsin..

EHLİYET CEZA PUANI ÖĞREN

Albert Einstein (Aynştayn) Buluşları Ve Hayatı

Pazar, 07 Şubat 2010

Meraba arkadaşlar bugün sizlerle Albert Eintein’ın hayatını ve buluşlarını paylaşmak istiyorum.Albert Einstein 14 Mart 1879′da doğdu ve 18 Nisan 1955′de öldü.Albert Eintein Alman asıllı bir fizikçidir.
20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenebilir. Görelilik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen görecelik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)
Ulm’da doğdu. Çocukluğunu Münih’de geçirdi ve ilk öğrenimini burada yaptı. Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi. Albert Einstein sonradan İsviçre vatandaşı oldu ve Sırp asıllı bir kız öğrenci ile evlendi. Sonra Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünmek fırsatını buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın kuvantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuvantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını sağladı. Bu yoldan fotoelektrik olayını açıklayabildi. Bu çalışmalarını açıklayan ve 1905 yılında “Annalen der Physik” dergisinde yayımlanan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görecelik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909′da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913′de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsünde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi. İsviçre vatandaşı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı.

İkinci defa, bu kez akrabası olan bir kadınla, evlendi; bu yirmi yıl içinde birçok özlü inceleme yazısı yayımladı ve bunlarda teorilerini geliştirdi. 1921′de Fizik Nobel Ödülü’nü kazandı.

Albert Einstein, yabancı ülkelere bir çok gezi yapmakla birlikte 1933′e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti. 1955′de Princeton’da öldü.

Fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık (izafiyet) teorisiyle tanındı. Bu teori üç bölüme ayrılır: Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren sınırlı bağlılık (1905); eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren genel bağlılık (1916); elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri. Albert Einstein, ilk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar.Söylediği güzel bir söz vardır “Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar”

Hayatı,Eserleri,Çalışmaları
Einstein, 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.
Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklit geometrisi.Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”
Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi.Einstein, Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrenci ile evlendi. Mileva, Einstein’nın 1905′te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur. Maks Plank’ın kuantum fiziği teorisi üzerinde çalışıtı ve 1905 yılında ise zürich üniversitesinde New Determination Of Molecular Dimensions adlı doktora tezhini hazırlayıp doktor ünvanını aldı.Aynı zamanda modern fiziğin temelleri hakkında makalelerde yazdı.Annus Mirabilis Paper adlı bu çalışmasının
teorileri,bilim okullarında tartışılmaya başlanmıştı.Bu çalışmalardan Brownia Motia,the Photoelectric Effect ve Special Relativity nobel ödülüne aday gösterildi ve The Photo Electric Efect ile 1921 yılında nobel fizik ödülünü aldı.Bu çalışma
Quantum fiziği üzerineydi ve hv=k+w formülüyle fotonun olay sonucunda ki enerjisini hesaplamıştır.Ardından “Does the Intertia Of a Bodent?” adlı makalede E=m.c kare formülünü ortaya atmıştır..1908 yılında Bern’de okutmanlık ,1909 yılında ise Zürich üniversitesinde profösörlük yapan einstein bir süre de Parague Charles üniversitesinde çalıştıktan sonra tekrar zürichte ki görevine geri dönmüştür.1914 yılında 1.dünya savaşının çıkmasından sonra Bern de yerel bir üniversitede profösörlük yapıp,Prusya da ki Academy of Sciense üye olmuştur.1914 den 1933′e kadar Kaise Wilhelm fizik enstütüsünde müdürlük yapmış sonra da 1920-1946 yılları arsında Leids üniversitesinde Üstün Profösörlük görevinde bulunmuştur.1917 yılında radyasyonun Quantum Mekaniği üzerinde çalışmalar yapmış ve 1919 yılında da Milevadan boşanıp kuzeni Elsa Löwenthal ile evlenmiştir.1915 yılında Academy Of science de iken genel fizik kuramını oluşturan Newton’un çekim yasalarını kullanarak kendi teorisini oluşturmuştur.Bu teori ile Einstein,Hendrik Antoon Lorenta ve Paul Ehrenfest tarafından keşfedilmiştir fakat ingiliz bir çok astronot Einstein’ın teorilerini inandırıcı bulmamışlardır.1917 yılında meydana gelen güneş tutulmasının fotoğraflarının incelenmesinden sonra,Einstein’ın teorisi olan kütlenin uzay-zamanı geometrik olarak eğmesi,uzak yıldızlardan gelen ışıkların eğrilmesine neden olduğu düşüncesi ile bu eğrilik iç bükey olmalıydı diye düşünmüştü ve bu teori bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. 1921 yılında einstein teorisinin üzerinde çalışmak için Newyork’a gitti A.B.D’de Princeton üniversitesinde Institute Of Advanced Study’de profösörlüğe başladı ve 1945 yılında buradan emekli oldu.Einstein 1948 yılında son olarak Brendeis Üniversitesinde görev almıştır ve 18 nisan 1955 yılında 76 yaşında geçirdiği beyin kanaması yüzünden Princeton,A.B.D’de hayatını kaybetmiştir.Einstein’ın üzerinde çalıştığı son çalışması olan Generallized Theory Of Gravitation adlı çalışmasını tamalayamamıştır…..
Albert Einstein’ın Çalışmaları
*Molekül boyutlarının hesaplanmasına ilişkin yeni bir yöntem önerdiği ilk incelemesiyle Zürich Teknik Üniversitesi’nden fizik doktoru ünvanını aldı.İskoçyalı botanikçi Robert Brown’un çiçektozlarında gözlemlediği “Brown hareketi”ne ilişkindi. Brown’ın gözlemlerine göre çiçektozları gibi küçük parçacıklar durgun bir sıvının içinde bile, durmadan hereket ediyordu. Daha önceleri bu olayın rastgele hareket eden sıvı moleküllerinin küçük parçalara çarpmasından olduğu düşünülüyordu. Einstein bu incelemesinde brown hareketin bi matematiksel durum olarak açıkladı
*Einstein’ın üçüncü makalesinde gene yıllar önce keşfedilmiş çok ilginç bir olaya açıklık getiriyordu. Üzerine ışık gönderilen bazı maddelerin elektron yaydığı ama ışığın şiddetini arttığında yayılan elektronların enerjisinde değil yalnızca sayısında artış olduğu biliniyordu. Einstein fotoelektrik etki adıyla bilinen bu olayın açıklamasını yaparken ışığın hem dalgalar halınde hem de enerji yüklü küçük parçacıklar halinde yayıldığını öne sürdü. Bu parçacıklar yani bugünkü adıyla fotonlar maddeye çarptığında atomlardan elektron koparıyor ama serbest kalan elektronlar maddeden kurtulmaya çalısırken atomların çekim kuvvetiyle enerji kaybediyordu. Einstein özellikle bu çalısmasıyla 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne değer görüldü.
*Einstein aynı yıl yayımlanan dördüncü incelemesi en önemlisidir. Bu makalesinde özel görecelik kuramını 1916 da dahada geliştirerek genel görecelik kuramına ulaşmıştır. Einstein’ın kuramına göre cismin kütlesi,uzunluğu hatta olay süresince zamanın akış hızı cismin hızına bağlı olarak değişir. Bunlar insana inanılmaz gelen devrimci düşüncelerdi ve benimsenmesi çok uzun zaman aldı. Einstein’ın görecelik kuramıyla vardığı en önemli sonuçlardan biri de kütle ile enerjinin eşdeğerliliğidir. Demek ki kütle bir enerji birimi olduğuna göre kütleçekimi de bir kuvvet olarak değil uzayda kütlenin varlığından kaynaklanan bir enerji bandı olarak düşünmek gerekir. Bu nedenle uzaydaki büyük kütleli gökcisimlerinin yakınından geçen ısık ısınlarının doğrultusunda bir sapma olur bu da uzayın eğrilmesine yol açar. Einstein enerji ile kütle arasındaki eşitliği ünlü E=mc2(KARE) bağıntısıyla gösterdi. (E)enerji, (c)ısığın çarpma sayısı, (m) kütle. Işık hızının kütlesi çok büyük bir sayı olduğundan çok küçük bir kütle çok büyük bir enerjiye eşit olur.

Albert Einstein Hayatı Yaşamı Biyografisi
Albert Einstein, Almanyada 14 Mart 1879 tarihinde doğdu. Doğumundan kısa süre sonra ailesi Munich’e taşındığı için eğitimine Munich’deki Luitpold Gymnasium’da başladı. Bu dönemlerde annesinin ısrarı ile keman dersleri alıyordu. 1894 yılında Hermann Einstein’ın iflası sonucu aile İtalya’ya taşındı. Bu dönem, Albert okulunu bitirmek için dönem sonuna kadar Munich’te kaldı. 1896 yılında ailesi tarafından eğitimine devam etmesi için Aarau, İsviçre’ye gönderildi ve Zurich’deki Swiss Federal Polytechnic School’a fizik ve matematik öğretmeni olmak için başladı. 1901’de mezun oldu ve İsviçre vatandaşlığına hak kazandı. Öğretmenlik yapabileceği bir pozisyon olmadığı için teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisinde çalışmaya başladı. 1905 yılında doktorasını tamamladı.

Patent Ofisinde çalıştığı sürede birçok önemli iş yaptı ve 1908’de Berne’e okutman olarak atandı. 1909’da Zurich Üniversitesinde Professör ünvanı ile çalışmaya başladı. Daha sonra 1911’de Prague Üniversitesinde Fizik Professörlüğüne erişti fakat 1912’de benzer bir pozisyon için Zurich Üniversitesine geri döndü. Burda, matematikçi Marcel Grossman ile çalışmaya başladı. Bu dönemde Albert, zamanı dördüncü boyut olarak tanımladı. 1914’de Kaiser Wilhelm Fizik Enstitüsü müdürlüğüne ve Berlin Üniversitesinde Professörlüğe atandı. Aynı yıl Alman vatandaşlığına geçti fakat 1933’de politik sebeplerden ötürü (Hitler’in ve Nazi Partisi’nin iktidara gelmesi ve kendisinin Musevi olmasi) bu haktan vazgeçip Amerikaya göç etti ve

Princeton Üniversitesinde Professör oldu. 1940 yılında Amerikan vatandaşı oldu ve 1945’de Princetondaki işinden emekli oldu.

İkinci Dünya Savaşından sonra Albert Einsten dünya üzerinde belirli bir saygınlığa ulaşmıştı. Kendisine yapılan İsrail başkanlığı teklifini reddetti fakat Dr.Chaim Weizmann ile Jerusalem Musevi Üniversitesinin kuruluşunda ortak çalıştı. 1945 yılında Roosvelt’e yazdığı mektupta nükleer silahların yapılabileceğinden bahsetti fakat Hiroşima faciasından sonra bu icadından dolayı duyduğu pişmanlık ile ölümüne dek nükleer silah kullanımına ve geliştirilmesine karşı bir tutum izledi. Atom Bombası

Albert Einstein, Avrupa ve Amerika’daki birçok üniversiteden fizik, tıp ve felsefe dallarında onursal doktora almaya hak kazandı. 1920’lerde Avrupa, Amerika ve Uzak Doğuda ders verdi. Çalışmaları sayesinde birçok ödül aldı, bunlar arasında Copley Nişanı (1925) ve Franklin Nişanı (1935) da vardır
1903 yılında kendisi gibi bir fizikçi olan Mileva Maric ile evlendi, bir kızı ve iki oğlu oldu. 1919 yılında Mileva’dan boşanıp kuzeni, Elsa Löwenthal ile evlendi. Aldığı ilk Nobel Ödülünü boşanırken eski karısı Mileva’ya verdi. 18 Nisan 1955’de Princetonda öldü. Ölümünden sonra yapılan araştırmalarda beyin yapısının normal bir insandan oldukça farklı olduğu, çektiği çeşitli sorunların bu yapıdan kaynaklandığı ortaya çıktı.