<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mIRC indir &#187; Hikaye</title>
	<atom:link href="http://www.mircindir.org/etiket/dini-hikayeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mircindir.org</link>
	<description>mIRC indir, Türkçe Mirc, Kelebek Mirc, Kameralı Mirc, Zurna Mirc, Profesyonel Mirc, Help Mirc, Mirc Script, Son Sürüm Mirc, Mirc Komutları.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Feb 2012 08:05:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Islak Seccade</title>
		<link>http://www.mircindir.org/islak-seccade.html</link>
		<comments>http://www.mircindir.org/islak-seccade.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 10:13:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[mIRC Script]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[ıslak seccade]]></category>
		<category><![CDATA[ıslak seccade hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanmış hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mircindir.org/?p=4006</guid>
		<description><![CDATA[Aslı üniversite imtihanlarının kazanamamış,ailesi de onu bir daha ki sene kazanır düşüncesiyle dershaneye gönderiyordu.Lise zaten oldukça yoğun geçmişti onun için.Son yazılılara kadar işin ciddiyetinin farkında değildi aslında. Ailesi onu anlamıyor o ise en deli olduğu dönemini yaşıyordu oysa.Kanının en deli aktığı bir dönem.Arkadaşlarıyla gezmek,eğlenmek,sinema,tiyatro,cafe,park vesaireler dururken evde ders çalışarak bu en genç günlerini harcıyordu.Hem ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslı üniversite imtihanlarının kazanamamış,ailesi de onu bir daha ki sene kazanır düşüncesiyle dershaneye gönderiyordu.Lise zaten oldukça yoğun geçmişti onun için.Son yazılılara kadar işin ciddiyetinin farkında değildi aslında.<br />
<span id="more-4006"></span><br />
Ailesi onu anlamıyor o ise en deli olduğu dönemini yaşıyordu oysa.Kanının en deli aktığı bir dönem.Arkadaşlarıyla gezmek,eğlenmek,sinema,tiyatro,cafe,park vesaireler dururken evde ders çalışarak bu en genç günlerini harcıyordu.Hem ne olurdu sanki üniversiteyi kazanamayıp,hayatına bu şekilde devam etse? Ne olurdu sanki ailesi onu rahat bıraksa?Ama her gün anne ve babasından bir yığın nasihat dinlemek hiç hoşuna gitmiyordu. Onu son derece rahatsız eden konuşmalardı bunlar;</p>
<p>- Kızım bak bu senin hayatında bir dönüm noktası.İş fırsatı bakımından,geleceğin için çok önemli.Bizim Anne-babalarımız böyle uğraşmadılar bizimle.Hem ne güzel olurdu bende okuyabilseydim.Birkaç kuruşa talim etmezdim.Fabrikada benden aşağıda olanlar sırf üniversite mezunu diye müdür ve yardımcıları oluyor krallar gibi yaşıyorlar.Oysa benim sırtımdan ter akıyor yine de onların maşının yarısını bile alamıyorum.Aklını kullan kızım çalış,çalış.</p>
<p>Aslı bu nasihatlerden bıkmış,sırf bunları duymamak için ders çalışıyordu.Dershane başlayalı henüz bir hafta olmuştu.Sınıftakilerin bir çoğu da onun gibi dersleri ciddiye almayarak,ailesinin zoruyla gelenlerdi.Zaten çok ta kalabalık sayılmazlardı.O gün yeni biri daha gelmişti sınıfa.Öğretmen kendisini tanıtmasını istediğinde genç kız mahcup bir şekilde kalkarak tanıttı kendisini;</p>
<p>- Arkadaşlar merhabalar.Adım Şule.Ben de pek çoğunuz gibi geçen sene istediğim puanı tutturamadım.Okulda sınava hazırlanmak oldukça zor.Geçen sene de dershane deneyimim olamamıştı.Kısmet bu seneymiş.İnşallah bu sene de sınava girmeyi düşündüğüm için buradayım.Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun.Zamanla birbirimiz daha iyi tanırız inşallah.</p>
<p>Öğretmen genç kıza teşekkür ederek boş olan Aslının yanına oturmasını söyledi.Genç kızda utangaç bir edayla arkadaşının yanına ilişti.Aslı yanına oturan kızı süzdü önce.Kendisinde oldukça farklı bir görünüşe sahipti Şule.Başı sıkı sıkıya kapalı,topuklarına kadar uzun dış kıyafetiyle çok sade giyinmişti.Oysa Aslı,iddialı kıyafetleri tercih ederken yüzünü ön planda gösterecek makyajını yapmadan dışarı çıkmazdı.Yanına utangaç bir şekilde oturan genç kızın mahcubiyetten kızaran yanakları,ışıl ışıl parlayan gözleri,ağır başlı hali ve tavrıyla o kadar güzel gözüküyordu ki.Aslı göz ucuyla süzdüğü genç kızın kulağına eğilerek;</p>
<p>- Hoş geldin.Umarım dersi anlarsın.Çünkü ben bir şey anlamıyorum.Bu sıcakta gezmek varken burada bu konularla uğraşmak çok sıkıcı değil mi?</p>
<p>Genç kız tebessüm ederek karşılık verdi;</p>
<p>- Hoş bulduk. Bu sıcak karşılama için teşekkürler.Gerçektende hava güzel.Ama bu güzelliği ders çıkışı da değerlendirebiliriz.Derse kendini verememen de gayet doğal.Matematik gerçekten de zor bir derstir.Laf aramız da,bana da ağır geliyor ama ne yapalım anlamak zorundayız.</p>
<p>Daha sonra öğretmenin kendilerine baktığını hisseden Şule susarak dinlemeye koyuldu.</p>
<p>Ders bitmiş eve gitmek üzere hazırlanıyorlarken Aslı merakla sordu;</p>
<p>- Bu civarda mı oturuyorsunuz?</p>
<p>- Sayılır. İki durak ötede. Yürüyorum anlayacağın. Ya sen nerede oturuyorsun?</p>
<p>- Bende az ileride yolumuz aynıysa birlikte çıkalım mı? Tabi bir bekleyenin ve uğrayacağın bir yer yoksa şayet.</p>
<p>- Yok. Eve gidiyorum.Bu gün burada gördüğüm dersleri tekrar edersem daha iyi anlıyorum.Beraber çıkalım inan çok sevinirim.</p>
<p>İki genç kız kitaplarını toparlayarak çıktılar dışarıya.Kapıdan çıkar çıkmaz güneşin kavurucu sıcağı bunaltmıştı Aslı yı.Oysa kısa kollu gömleği ve ince pantolonu vardı üzerinde.Yanındaki arkadaşına bakıp,onun sıcaktan daha fazla etkileneceğini düşünerek üzüntülü bir şekilde sordu;</p>
<p>- Çok sıcakmış değil mi? Sen daha fazla terlemiş ve sıcaktan bunalmış olmalısın.</p>
<p>Arkadaşı yine o masum gülücükle karşılık verdi;</p>
<p>- Yoo. Beni bunaltmadı. Üzerimdekileri birkaç senedir taşıdığım için alışığım. Galiba biraz da terlememeye ve bunalmamaya şartlandırıyorum kendimi.Düşünmüyorum yani</p>
<p>- Peki ailen mi istedi bu şekilde kapanmanı?</p>
<p>- Hayır onlar sadece bana anlattılar bende kabul ettim. Zorlama yok. Zoraki olmaz zaten. İnsanın yürekten istemesi lazım.Başka türlü verimli olamaz ki insan.</p>
<p>- Benim ailem bana bir şey anlatmadı.Onların önem verdiği tek şey üniversiteyi kazanmam.Başka bir şey duymadım onlardan.Sınavı kazanırsam hayatımın kurtaracağımdan bahsediyorlar sürekli.</p>
<p>- Ne güzel işte.Sınavı kazanmanı istiyorlar demek ki.Aslında bu dünyada bir sınav. Kazananlar,kazanamayanların olduğu cezanın ve mükafatın olacağı bildirilen bir sınav.Üniversite imtihanını kazandığın da bu dünyanı kurtarıyorsun.Bu dünyadaki imtihanı kazanınca da Ahiretini kurtarıyorsun.Yani ebedi kalacağın yurdunu belirliyorsun? Hangisi daha kalıcı?</p>
<p>Aslı şaşırmıştı.Soracak o kadar soru vardı ki ama eve gelmiş ayrılmaları gerekiyordu.</p>
<p>- Şule tanıştığımıza memnun oldum.İyi ki bizim sınıfa geldin.Seninle iyi anlaşacağız galiba.</p>
<p>- Evet çok iyi anlaşacağız.İnan bende çok memnun oldum.Daha sonra detaylı konuşuruz inşallah.Yarın görüşmek üzere.Allah’a emanet ol.</p>
<p>Aslı ne diyeceğini bilemediğinden sadece;</p>
<p>- Sende.</p>
<p>Diyebildi.Evin kapısına yönelmişti ki arkasına dönüp giden arkadaşına baktı.Kendinden o kadar farklıydı ki konuşmaları,giyim tarzları,hatta şikayet ettikleri şeyler bile farklıydı onunla.Ama yine de sevmişti bu genç kızı.En azından samimiydi,içtendi,doğaldı.Bu da kısa bir okul arkadaşlığı için yeterliydi.Her zaman ki gibi yorgun bir şekilde eve attı kendini.Odasına çekilmiş,bütün kitapları yatağın üzerine boşaltıp hangi dersi kontrol etmesi gerektiğine karar verememişti. Annesinin hazırladığı ve odasına getirip bıraktığı yemeğini bitirince ders yapmaya başladı.Aslında canı hiç istemese de annesinin nasihatlerini dinlemektense bu kasvetli odada ders yapmayı tercih etmişti.Odaya göz gezdirdi sonra.Duvarlarda ki popçuların resimlerine baktı uzun uzun.Onlar da kendisi gibi uğraşmışlar mıydı acaba?Tıpkı onun gibi odalarına kapanıp saatlerce ders çalışmışlar mıydı?Hayatlarını imtihan kazanma hırsıyla ertelemişler miydi?Onun gibi uğraşmışlar ve saatlerce nasihat dinlemişler miydi?Şimdi bolluk içinde,şöhret olarak gününü gün eden bu insanlar nasıl örnek oluyorlardı ona? </p>
<p>Yoksa her şeyi bir kenara bırakıp duvarlarını süsleyen bu insanlar gibi kısa yoldan para,şöhret ve itibara kavuşmak için onları mı örnek almalıydı? Hep zirvede olan ünlü ve zengin bir şarkıcı olmak ne güzel bir hayal di bu.O zaman kimse ona nasihatte bulunamaz,kimse ders yap diye baskı uygulayamazdı.İnsanlara o hükmeder ve ünlü biri olarak refah içerisinde yaşar giderdi.Sonra şöhretin doruğunda uyuşturucunun tuzağına düşenleri hatırladı.Ailelerinden kopan ve mutluymuş gibi gözükmeye çalıştıklar geldi aklına.Aile kurmaktan bile aciz birbirlerinin kucağında gezen bir yığın insandı bunlar.Her şeyleri sahte,güzellikleri,gülüşleri,dostlukları,sevgileri her şeyleri sahteydi bunların.Ya sonları o hepsinden beterdi.Ya ucuz bir otelde yalnız ölüp gidiyorlardı veya bakacak kimseleri olmayınca tanımadıkları insanlara muhtaç oluyorlardı.Bir kısmı da uyuşturucu kurbanı olarak izbe bir yerde bulunuyordu cesedi.Güzellikleri,şöhretleri,itibarları yok olunca zaten psikolojileri de bozuluyordu bir çoğunun.Tüm bunları düşünürken uzandığı yatağında derin bir uykuya dalıp gitmişti bile.</p>
<p>Ertesi gün geç vakit kalkıp yine her zaman ki gibi isteksiz bir şekilde dershaneye gitmek üzere çıktı evden.Sınıfa girdiğin de arkadaşları çoktan gelmiş.koyu sohbete başlamışlardı bile.Şule Aslıyı görünce tebessüm etti yine.Arkadaşını görünce sevinmiş sıranın üzerine yaydığı kitaplarını kendi tarafına çekerek;</p>
<p>- Hoş geldin Aslı.Nerede kaldın? Gelirken sana uğrayıp beraber geliriz diye düşündüm ama ailen ne der düşüncesi beni engelledi.</p>
<p>- Keşke zile bassaydın ben inerdim,beraber konuşa konuşa gelirdik. Ben yolda sıkılıyorum.</p>
<p>- Tamam inşallah yarın zile basarım,beraber geliriz.Ders çıkışı sende bize gelirsin beraber hem ders çalışırız hem konuşuruz.Anneme senden bahsettim.Oda çok çabuk arkadaş edinmemden dolayı çok sevindi.Seni merak ediyor bir gün gel de sizi tanıştırayım.</p>
<p>Aslı olur manasında başını sallarken öğretmende içeri girmiş derse başlamışlardı bile.</p>
<p>O gün yine olağan bir şekilde ders dinleyerek geçmişti.Dersin bir an önce bitmesi eve gitmek için can atıyorlardı.Çıkışta yine Aslı ve Şule beraberlerdi.Aslı merakla sordu yine;</p>
<p>- Dün okul çıkışı ne yaptın bakalım?</p>
<p>- Biraz ders yaptım biraz da anneme yardım ettim.Akşam da misafirlerimiz vardı onlarla geç vakte kadar sohbet ettik.Gelen uzaktan bir akrabamız oda örtülü üniversite imtihanına girmiş fakat örtülü olduğu için derslere alınmayınca o da okulu bırakmak zorunda kalmış.Bizim başımıza da aynı şeyin gelmesinden endişe ettiğini anlattı.Kendisini her konuda geliştirmiş birisidir.Benimde İslam’la gerçek mana da tanışmama o vesile oldu aslında.</p>
<p>- Örtülüleri derse almazlarsa sende açarsın.Okumak daha önemli değil mi?Hem okul bitince tekrar kapatırsın.</p>
<p>Şule üzgün bir şekilde cevap verdi;</p>
<p>- Allah’ın izniyle böyle bir şey asla yapmam.Hani dün konuşmuştuk hatırladın mı? Bu dünyanın imtihanıyla Ahiretin imtihanını.</p>
<p>- Evet hatırladım..</p>
<p>- İşte bu dünya da diploma alabilmek uğruna neden gerçek ve kalıcı hayatımı mahfedeyim.Sonuna kadar direnirim,hakkımı ararım ama asla ve asla inandığım değerlerden taviz vermem.</p>
<p>- Belli olmaz o gün belki de mecbur kalır ve bir yolunu ararsın.Peruk gibi .şapka gibi.Demokrasilerde çareler tükenmez.</p>
<p>Şule tebessüm ederek karşılık verdi.</p>
<p>- Bu kimi kandırmak olur sence? Allah’ımı, beni oraya almayanları mı yoksa kendimi mi? Kimi kandırmış olurum bu şekilde? Neyse bunları daha sonra konuşuruz.Sen neler yaptın bakalım?</p>
<p>- Hep aynı bizim evde pek renk yoktur her kes kendi halinde ben odamda ders yaparken annemler ses bile yapmazlar.Benim daha fazla çalışıp,sınavı kazanmam için ellerinden gelenleri yapıyorlar.</p>
<p>- Bunu bu şekilde bilmek sana daha ağır sorumluluk yükler değil mi?</p>
<p>- Aslında öyle olması gerek ama bana yüklemiyor sadece sinir ediyor.Beni yarış atı gibi görmeleri hayatımı sadece kazanmam gereken sınava bağlı görmeleri çok rahatsız ediyor.Ya kazanamazsam sorusu daha ağır geliyor.</p>
<p>Şule arkadaşının olumsuz tavrına üzülmüştü.Arkadaşını rahatlatacak bir teklif geldi aklına</p>
<p>- Aslı ailen bize gelmene izin verirse, bize gidelim de beraber ders yaparız,sohbet ederiz,hem seni annemle tanıştırırım.</p>
<p>- İzin verirler herhalde.Geçerken bir sorarız tamam mı?</p>
<p>Bu arada konuşmaya dalmışlar Aslı ların kapısına gelmişlerdi bile.Aslı arkadaşına dönerek;</p>
<p>- Sen bir dakika bekle ben anneme sorayım hemen gelirim olur mu?</p>
<p>- Tamam Aslı ben seni burada bekliyorum.</p>
<p>Aslı koşarak çıktı merdivenleri.Kısa bir zaman sonra neşeyle dönmüştü Şulenin yanına.</p>
<p>- Tamam geliyorum.Annem sıkı sıkı ders çalış ama diye tembih etti.</p>
<p>Sevinçle yola devam ettiler.Yol boyunca yine koyu sohbet içindeydiler.Aslı,Şule lerin evine geldiğinde Annesi ile tanışınca şaşırmıştı.Hem kızını hem de onu gülerek karşılayan Şulenin annesi her ikisini de öperek hoş geldiniz demesi çok hoşuna gitmişti.Şule;</p>
<p>- Aslı sen keyfine bak.Bir şeyler atıştırıp derse başlarız ama önce ben namazımı kılayım tamam mı arkadaşım.</p>
<p>Aslı şaşkın bir şekilde tamam manasında başını sallayarak salondaki koltuğa oturup beklemeye başladı.Şule abdest almış karşıdaki odada namaza durdu.Aslı uzaktan onu görebiliyordu.Dikkatli bir şekilde,kendinden geçmiş halde de namaz kılan genç kızı seyretmeye başladı.Ayakta ellerini göğsünde bağlamış,bir şeyler mırıldanıyordu.Şulenin yüz ifadesi dikkatini çekti sonra.Bazen yüzü asılıyor,bazen tebessüm ediyor,bazen de sanki sevinçli bir haber almış gibi rahat bir şekilde devam ediyordu namazına.Aslı hayranlıkla seyrediyordu arkadaşını.Şule terapide gibi rahatlıyor casına kılıyordu namazı.Aslı namaz kılan çok insan görmüştü ama hiç birinde bu huşuyu görememişti.Namaz kılarken amcasını defalarca görmüştü.Babannesini ve diğer insanları da seyretmişti namaz kılarlarken ama hiç birinde bu şekilde etkilendiklerini görmemişti.Şule secdeye gittiğinde uzun süre kalkmıyor dakikalarca duruyordu secdede.Her hareketini takip etmeye başladı Şulenin.Her tavrı,her hali etkiliyordu onu.Namaz dan sonra yanına geldiğinde Şulenin gözleri kızarmıştı.Aslı şaşırmıştı ama bir şey soramadı ona.</p>
<p>O gün biraz ders,biraz da konuşarak geç vakte kadar oyalandılar.Aslı eve gitmesi gerektiğini söyleyerek izin isteyip kalkmıştı ki,Şule ve babası da onu bırakmak üzere beraber çıktılar evden.Aslı çok memnun kalmıştı o geceden.Gelince annesine de anlattı.Hafta sonu tekrar gideceğini söyleyip uyumak üzere odasına gitti.Yatağa yattığında Şulenin namaz kılması geldi gözünün önüne.Tanıdığı diğer namaz kılanlarla arasındaki farkı bir türlü bulamıyordu.Ertesi gün bunu Şuleden öğrenecekti.</p>
<p>Ertesi gün erkenden kalkıp Şulenin gelmesini beklemeye başladı.Vakit hayli geç olmasına rağmen Şule gelmemişti.Aslı daha fazla gecikmemek için koşar adımlarla gitti dershaneye.İçeri girdiğinde ders başlamıştı.Öğretmenden özür dileyerek yerine oturdu.Şule gelmemişti.Nedenini çok merak ediyordu.Dersin bir an önce bitmesi ve arkadaşına gidip neden gelmediğini öğrenmek için sabırsızlanıyordu.Nihayet ders bitince hızla eve giderek annesine olayı anlatıp Şulelerin evinin yolunu tutmuştu bile.Kapının önüne gelince zile bastığında Şulenin annesi gülümseyerek açtı kapıyı.Aslı merakla sordu.</p>
<p>- Teyzeciğim Şule okula gelmedi de bende merak ettim.Hasta değildir umarım.</p>
<p>- Önemli bir şey yok kızım.Sadece üşütmüş ateşi vardı biraz bende bu şekilde okula göndermedim.O, senin bekleyeceğini düşünerek gitmeyi çok istedi ama ateşi buna mani oldu.Telefon numaranı da bilmiyormuş.Seni bekleteceği için çok üzüldü.Ben sizin evi bilseydim gelip haber verecektim.Bilmediğim için seni beklettik galiba.Hakkını helal et yavrucuğum.</p>
<p>- Olsun teyzeciğim,önemli değil.O kadar beklemekten bir şey olmaz. Önemli bir şey olduğunu düşündüğüm için meraklandım sadece.Şule nerde? Görüşebilir miyim?</p>
<p>- Tabi ne demek? Odasında Kuran okuyordu.Dur haber vereyim hemen.</p>
<p>- Rahatsız etmeyin teyzeciğim ben beklerim.</p>
<p>Bu arada telefon çalmış Şulenin annesi telefonda konuşuyordu.Aslı kapı aralığından Şuleyi görünce arkadaşına dikkatle seyre dalmıştı.Her şeyden habersiz,kendinden geçmiş gibi Kuran okuyordu Şule.Aslı arkadaşını süzmeye başladı.Yüz ifadesi dikkatini çekti yine.Bazen tebessüm halini alırken bazen de korku dolu bir ifade beliriyordu yüzünde.Hayretle bakıyordu arkadaşına.Namaz kılarken de aynı hale tanık olmuştu.Çok etkilemişti Şulenin bu hali.O kadar etkilenmişti ki ayakta tepkisiz bir şekilde onu seyrettiğini unutmuştu.Ta ki Şule nin annesinin gelerek;</p>
<p>- Kızım neden ayakta bekliyorsun,otursana.Bende Şuleye haber vereyim. </p>
<p>Diye seslenene kadar devam etti bu hal.Annesinin haber vermesiyle Şule bir müddet sonra onların yanına gelerek sımsıkı sarıldı arkadaşına;</p>
<p>- Arkadaşım benim. Hakkını helal et.Seni beklettim bugün.O kadar çok üzüldüm ki anlatamam.Ama sabah çok ateşliydim ve evden çıkacak durumda değildim.</p>
<p>- Önemli değil Şuleciğim. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu düşündüğüm için ziyaret edeyim diye geldim. Yoksa sana hesap sormak gibi bir niyetim asla olamaz.</p>
<p>- Aslıcığım, hesap sorman için değil sadece ağızdan çıkan her söz yemin gibidir bence. Sözümde duramamanın üzüntüsü bu sadece. Ve özürüm de bunun için.Anlat bakalım bu gün neler yaptınız?</p>
<p>- Bildiğin gibi konu tekrarı yapıldı bu gün de. Sen olmayınca tadı yoktu zaten.</p>
<p>- Canım arkadaşım benim. Allah razı olsun. Ne güzel bir yüreğin var senin. Ve bunu ne güzel yansıtıyorsun.</p>
<p>- Şule sana bir şey sorabilir miyim?</p>
<p>- Tabi ki arkadaşım buyur.</p>
<p>- Kur’an okurken yüz ifaden dikkatimi çekti.Bazen sevinçli,bazen hüzünlü,bazen de hiddetliydi sanki.Geçen gün sen namaz kılarken de çok dikkatimi çekmişti bu halin.Neden bu şekilde olduğunu merak ettim.Bir kere bizim evde Kur’an okutmuştu annem.Ama onlar hep aynı şekilde okuyup bitirdiler.Sonra da annem onlara para vermişti.</p>
<p>Şule acı acı gülümsedi.Kur’anı para karşılığı okunması ona her zaman yanlış gelmişti</p>
<p>- Bak Aslıcığım. Kur’an okurken mealini yani anlamını da okuyorum ben. Arapça bilmediğim için anlamıyorum. Türkçeye çevirileri var Kur’anın.Oradan okuyorum.Bazen Cennet ve oradaki nimetleri o kadar güzel anlatılıyor ki tebessüm etmemek imkansız.Cehennem ve ateş halkından bahsederken de üzülüyorum,hüzünleniyorum.Hüküm ayetlerinde de merakla bir daha bir daha okuyorum ki yanlış anlamışsam düzelteyim diye.Yüz ifademin sürekli değişmesi belki de ondandır.Gel istersen sana da okuyayım.Kayıtsız kalınmayacağını sende göreceksin.</p>
<p>Arkadaşının eline yapışarak odasına götürdü. Kur’anı Kerimi eline alan şule okumaya başlayacaktı ki, Aslı heyecanla atıldı,</p>
<p>- Aman ha. Annem başın açıkken okunursa çarpılırsın dedi. Biz ellemeyiz bile çarpar diye.</p>
<p>- Allah celle okumasını ve yaşamasını emredecek birde dinlersen çarpılırsın diyecek bu tezat olmaz mı arkadaşım. Bu insanları Kuran dan uzaklaştırmak için söylenen sözler.Ben okuyayım sen sadece dinle.Dinlemende hiçbir sakınca yok.</p>
<p>Aslı şaşırmıştı. O, kendini bildi bileli Duvarda kabında asılı duran Kur’anı Kerim geldi aklına. Şimdiye kadar onu açıp okumayı hiç düşünmemişti.Büyükleri sürekli çarpan bir şey olarak bahsediyorlardı ondan.Eline aldığı,ellediği zaman çarpan ulaşılmaz bir kitap olarak anlatılmıştı ona.O bunları düşünürken Şule okumaya başladı;</p>
<p>‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.</p>
<p>Gerçek şu ki, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün arka arkaya gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde yüzen gemilerde,Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle ölümünden sonra yer yüzünü dirilttiği suda,debelenen her canlıyı orada üretip yaymasında,rüzgarları estirmesinde,gök ile yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için ibretler vardır’</p>
<p>Aslı heyecanla atıldı.</p>
<p>- Çok etkileyici. Ben bu şekilde hiç düşünmemiştim. Bütün kainata baktığımızda aslında Allah’ın eseri olduğunu biliyoruz ama bu kadar hayatımıza müdahale ettiğini düşünmemiştim.</p>
<p>Şule, Aslının bu denli merakla dinlemesine sevinmiş heyecanla sordu;</p>
<p>- Aslı mesela namazda sürekli okuduğumuz Elham’ı biliyor musun.</p>
<p>- Evet çok küçükken babannem öğretmişti.</p>
<p>- Bak onun anlamını da okuyalım istersen</p>
<p>- Sevinirim vallahi. Manası olabileceğini hiç düşünmemiştim. Tekerleme gibi ezberletilmişti bana nedir manası?</p>
<p>‘Bütün hamdler alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a mahsustur. O Rahmandır yani dünyada herkese merhametli, Rahimdir yani ahirette sadece iman edenlere merhametli olandır.Biz yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.Bizi doğru yola ilet.Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna gazap ettiklerinin yoluna değil’</p>
<p>Aslı duygulanmıştı gözleri buğulanmış sesi titreyerek karşılık verdi;</p>
<p>- Ne güzel bir duaymış bu Yarabbi. Hem bizi yoktan var ediyor hem de ona nasıl dua edeceğimizi de gösteriyor. Çok güzel Şule inan çok etkileyici.Senden bir şey rica etsem.</p>
<p>- Tabi ne istersen Aslı.</p>
<p>- Bana arada bu şekilde okur musun? Çok fazla etkiledi beni. Duvarda ki kabında asılı dururken ulaşılmaz geliyordu. Bu kadar etkileyici olabileceği hiç aklıma gelmemişti.Oysa şimdi bambaşka bir yönünü anladın Kur’anın.Sana,bana,hepimize hitap eden ilahi bir mesaj.</p>
<p>- Arkadaşım hasta olan bir insanın reçetesini çerçeveleterek duvara asması ne kadar iyileştirirse onu, Hayat kaynağı olması gereken Kur’anı asması da o kadar etkiler ancak.Okunması ve yaşanması gereken Allahın kitabından uzaklaştığımız müddetçe asla kendimize gelemeyiz.Bizi biz yapan değerler ancak kulluğumuzun bilincine varacağımız zaman olacaktır.İnşallah her gün beraber okuruz.Kimi zaman cennet ayetleriyle sevinçten ağlarız,kimi zaman cehennem ayetleriyle korkudan göz yaşı dökeriz.Kimi zaman iman ayetleriyle imanımızı sağlamlaştırır,kimi zaman da peygamberlerle olan bölümlerinde kendimize dersler çıkartırız Allah’ın izniyle.</p>
<p>Aslı gözleri ışıl ışıl parlayarak atıldı söze;</p>
<p>- İnşallah arkadaşım inşallah. Çok geç oldu. Annem merak etmiştir. Şimdi çıkmam lazım hava kararmadan gideyim. Yarın gelecek misin okula.</p>
<p>- İnşallah geleceğim.Bugün daha iyiyim. Tamam o zaman yarın görüşürüz.</p>
<p>- Allah’a emanet ol arkadaşım.</p>
<p>Aslı koşar adımlarla çıktı evden. Yolda gördüğü her şeye bakmıyor görüyordu. Daha önce dikkatini çekmeyen her şey o kadar anlamlı geliyordu ki ona. Örneğin yoldan geçen bir kedi.İnsanlar ne kadar robot yaparlarsa yapsınlar bunun gibisini yaratamazlardı.Mesela ağaçlar,kuşlar,kelebekler,batmaya yüz tutmuş şu güneş,birazdan parlayarak çıkacak olan yıldızlar,ve öylece asılı olup sürekli şekil değiştiren ay,yerde yemyeşil halı gibi döşenmiş çimenler hiç birini kimse yaratmaya kadir değildi ki.Bunları düşünerek eve girmişti bile.Yemeğinin yedikten sonra banyoda hafızasında kalan bilgileriyle abdest alarak odasına girip kapıyı kilitledi.Hiç kullanmadığı seccadeyi sererek Allahu Eber diyerek durdu namaza.Elham suresini okurken Şulenin okuduğu bölümleri düşünüyordu.Gözleri buğulanmış vaziyette secdeye vardığında hıçkırarak ağlamaya başladı.Göz yaşları sel olmuş dakikalarca ağladı ağladı.Secde den başını kaldırmak istemiyordu sanki.Bu yaşına kadar yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını düşündükçe binlerce tövbe ediyordu onu yoktan var edene. Her aldığı nefes için, her yaşadığı an için, her bir zerresi için ne kadar şükretse azdı aslında. Ama o bu yaşına kadar bunları hiç düşünmemiş sadece gününü gün etmişti.Tüm bunlar aklına geldikçe hıçkırıkları daha da sıklaşıyordu.Çok sevdiği ve kaybettiği bir şeyi bulmuş casına sevinçli,ama yaptıklarından dolayı da üzgün,karmakarışık duygularla uzun süre ağladı secde de.Dakikalar sonra Namazı bitip selam verdiğinde uzun uzun dua etti onu yoktan var edene.Binlerce tövbe etti yaptıkları ve yapmadıkları için.Daha fazla geç kalmadan gerçekleri onun görmesine vesileler kıldığı için Rabbine binlerce kez şükretti sonra.Duası bittiğinde gözyaşlarından ıslanan seccadeyi bir dahaki namazda kullanmak üzere katlayıp masanın yanına bıraktı.</p>
<p>Camdan dışarı seyretmeye koyulmuştu ki,gökyüzünün derinliklerine bakarak Rabbine şükrederken sabah ezanı farklı minarelerden Rabbin huzuruna davet ediyordu tüm insanları.Bu çağrıyı daha önce hiç dikkate almamanın verdiği buruklukla az evvel bıraktığı seccadeyi alarak tekrar serdi ve durdu namaza.Secdeye vardığında seccade hala ıslaktı ama o bunu hissetmiyor sadece alnını onu yoktan var edenin huzurunda eğmenin gönül rahatlığını yaşıyordu tüm benliğinde&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mircindir.org/islak-seccade.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dini Hikayeler</title>
		<link>http://www.mircindir.org/dini-hikayeler.html</link>
		<comments>http://www.mircindir.org/dini-hikayeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 14:52:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[mIRC Script]]></category>
		<category><![CDATA[dini hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[dini hikaye bul]]></category>
		<category><![CDATA[dini hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[dini hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mircindir.org/?p=865</guid>
		<description><![CDATA[Ağızdaki Taşın Hikmeti Birgün Hazret-i Ebû Bekr (r.a), hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin (s.a.v.) huzûr-ı şerîflerinde, se&#8217;âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba&#8217;zan da tebessüm eder idi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağızdaki Taşın Hikmeti </p>
<p>Birgün Hazret-i Ebû Bekr (r.a), hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin (s.a.v.) huzûr-ı şerîflerinde, se&#8217;âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba&#8217;zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se&#8217;âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr &#8216;radıyallahü teâlâ anh&#8217; Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki: </p>
<p>- Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir. </p>
<p>Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn &#8216;s.a.v.&#8217; buyurdu ki: </p>
<p>- Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la&#8217;înin olduğu yerde, ben durmam. </p>
<p>Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat&#8217;î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi. </p>
<p>Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
Ahde Vefa </p>
<p>Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki</p>
<p>-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. </p>
<p>Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek:</p>
<p>-Söyledikleri doğrumu diye sorar.</p>
<p>Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:</p>
<p>-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.</p>
<p>Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :</p>
<p>-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.</p>
<p>Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin&#8230;</p>
<p>Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:</p>
<p>-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin&#8217;de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.</p>
<p>Hz Ömer dayanamaz derki:</p>
<p>-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der, </p>
<p>Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki, </p>
<p>-Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr ibni As&#8217; dan başkası değildir. Hz Ömer Amr &#8216;a dönerek </p>
<p>-Ey Amr delikanlıyı duydun, der.</p>
<p>O yüce sahabi:</p>
<p>-Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır. </p>
<p>Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr&#8217;ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.</p>
<p>Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki, </p>
<p>-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim. </p>
<p>Amr tam bir teslimiyet içerisinde derki,</p>
<p>-Biz de sözümüzün arkasındayız. </p>
<p>Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. </p>
<p>Hz Ömer gence dönerek derki, </p>
<p>-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin. </p>
<p>Genç vakurla başını kaldırır ve:</p>
<p>-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der. </p>
<p>Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr&#8217;a derki, </p>
<p>-Ey amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?</p>
<p>Amr :</p>
<p>-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der. </p>
<p>Sıra gençlere gelir derlerki, </p>
<p>-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :</p>
<p>-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz? </p>
<p>Gençlerin cevabı dehşetlidir : </p>
<p>- Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
Ahsen-ül Kasas </p>
<p>Başlıkta okuduğumuz terkip, &#8216;Kıssaların en güzeli&#8217; demektir. Bu tâbir, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, Hz. Yûsuf aleyhisselâmın kıssası için kullanılmıştır. Bu kıssayı, ya bir tefsirden, veya onunla alâkalı bir kitaptan okumanızı tavsiye ederiz. </p>
<p>Bildiğimiz sebeplerle Kenan diyarından Mısır&#8217;a getirilen Hz. Yûsuf, Yâkup aleyhisselâmın oğludur. Dedesi Hz. İshak, büyük dedesi de Hz. İbrâhim&#8217;dir. Hepsi de şirke karşı tevhîdi, küfre karşı îmânı tebliğ etmiş, Allâh&#8217;ın nûrunu kalplere nakşetmek için mücâdele etmişlerdir. </p>
<p>Böylesine muazzez, mukaddes ve müberrâ bir nesilden gelen Hz. Yûsuf, aristokrat bir hayat içinde yüzen Mısır saraylarında; hayâ, edep ve terbiye âbidesi olarak insanlara örnek olmuş, aslâ gayr-i meşrû tekliflere iltifat etmemişti. Hatta ahlâksızca yapılan îmâ ve baskılara karşı Cenâb-ı Hakka, bunlardan kurtarması için yalvarıp, &#8216;Zindan, bunların beni dâvet ettiği şeyden iyidir Rabbim, dedi.&#8217; (S. Yûsuf, 33) </p>
<p>Sonra, Aziz ve arkadaşları, Hz. Yûsuf (a.s.)&#8217;un mâsûmiyetini isbat eden bütün o kat&#8217;î delilleri görmelerine rağmen, halkın dedi-kodusunu kesmek için onu zindana attılar. Hatta onunla beraber, biri hükümdârın sâkîsi, diğeri de ekmekçisi olmak üzere iki delikanlı daha hapse atıldı. Onlar, hükümdarı zehirlemeye teşebbüs etmek suçuyla itham olunuyorlardı. </p>
<p>Bunlardan biri,</p>
<p>- Ben rüyamda kendimi şarap için üzüm sıkıyor gördüm, dedi.</p>
<p>Öbürü ise; </p>
<p>- Ben de rüyamda kendimi başımda ekmek götürüyor, kuşlar da gagalayıp yiyor gördüm, dedi. Bize bunların tâbirini haber ver; çünkü biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz, dediler. </p>
<p>Dahhak rahımehullah hazretlerine; </p>
<p>- Yûsuf aleyhisselâmın iyiliği ne idi? diye sorulduğunda, şöyle cevap verdi: </p>
<p>- O, dâima iyiliği tercih eder, bütün hâl ve hareketlerinde güzel ahlâkını gösterirdi: Zindandaki hastaları ziyaret eder, mahzunlara dost ve arkadaş olup onları tesellî eder, yeri dar olanlara genişlik sağlar, muhtaç olanlara yardım toplayıp verirdi. </p>
<p>Yûsuf aleyhisselâm delikanlılara dedi ki: </p>
<p>- Size rüyanızda rızık olarak yiyecek bir şey gelecek oldu mu, ben muhakkak onun ne olduğunu, daha size gelmezden evvel rüyanızı tâbir eder, haber veririm. </p>
<p>Dikkat edilirse, Yûsuf aleyhisselâm onları, kendisine sorulanlara cevap vermezden evvel, tevhîde dâvet ve doğru yola irşad etmek istiyor. Bu dâvet ve tâbirinde doğruluğuna delâlet etmek üzere de, gaybden haber verme mûcizesini anlatıyor. Zira bütün peygamberlerin, peygamber olduklarını isbat için mûcize göstermeleri gerekir. </p>
<p>Yûsuf aleyhisselâm konuşmasına devam ederek şöyle diyor:</p>
<p>- Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben, Allâh&#8217;a inanmayan, âhireti de inkâr eden bir kavmin dînini terk ettim. Atalarım İbrâhim, İshak ve Yâkub&#8217;un dînine uydum. Allâh&#8217;a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bizim için doğru olmaz. Bu tevhid, bize ve bütün insanlara Allâh&#8217;ın bir lûtfudur; fakat, insanların çoğu buna mukabil şükretmezler. </p>
<p>Ey Benim zindan arkadaşlarım, düşünün bir kere; darma dağınık birçok rabler mi iyi, yoksa her şeyi hükmü altında tutan ve kahredici olan bir tek Allah mı?</p>
<p>Sizin onu bırakıp taptıklarınız, kendinizin ve atalarınızın takmış oldukları kuru, mânâsız ve boş isimlerden başkası değildir. Allah, onların gerçekliği hakkında hiçbir delil indirmemiş, onlara hiçbir güç vermemiştir. Hüküm, yalnız Allâh&#8217;ındır. O, yalnız kendisine ibâdet etmenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. </p>
<p>Ey zindan arkadaşlarım, rüyalarınıza gelince; biriniz efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılıp tepesinden kuşlar yiyecektir. İşte hakkında fetvâ istemekte olduğunuz mes&#8217;ele, böylece olup bitmiştir. </p>
<p>Bundan sonra Yûsuf aleyhisselâm, bu iki delikanlıdan, kurtulacağını bildiği kimseye yani sâkîye dedi ki: </p>
<p>- Beni efendinin yanında an, benden bahset. </p>
<p>Fakat şeytan, efendisine onu anlatmayı unutturdu. Bu yüzden Yûsuf aleyhisselâm, daha nice yıllar zindanda kaldı. (S. Yûsuf, 35-42) </p>
<p>Yani Hz. Yûsuf, Allah&#8217;tan başkasından yardım istediği için, beş yıllık mahpusluktan sonra, yedi yıl daha hapiste kaldı. Zira böyle bir istek ümmetten herhangi bir fert için gayet normal olmakla birlikte, bir peygamber için münasip değildi. </p>
<p>Onun zindanda kaldığı 12 sene âyet-i kerimedeki &#8216;üzkürnî ınde rabbik&#8217; kavl-i keriminin harflerinin miktarına müsâvidir. Bu 12 adedinde daha başka acâib sırlar da vardır: </p>
<p>Burçlar, aylar on ikidir. &#8216;Lâ ilâhe illallah&#8217; ve &#8216;Muhammedün Resûlüllah&#8217;ın asılları da on ikişer harftir. </p>
<p>Kezâ Yâkup aleyhisselâmın oğulları da 12 idi. (Rûhu&#8217;l-Beyan) </p>
<p>Yûsuf aleyhisselâm, Mısır&#8217;ın iktisadî bakımdan en kritik bir devresinde yani yedi sene süren kıtlık yıllarında hazînenin başına geçmiş ve önceden aldığı tedbirlerle ülkeyi bir bâdireden kurtarmıştır. </p>
<p>Hz. Yûsuf, bu güzel hizmeti yapmayı, bizzat kendisi tercih etmiştir. İlk bakışta, peygamberlik makamında bulunan bir zâtın Mısır Hükümdârı&#8217;nın emrinde (bugünkü tâbirle) Mâliye Bakanlığı yapması garip karşılanabilir; fakat, insanlığa iktisadî yönden bir hizmet verirken, kazandığı sevgi-saygı ve hüsn-i zanla en müessir bir şekilde İslâm&#8217;ı tebliğ, telkin ve tâlim etmesi, kısacası o milleti maddî-mânevî tehlikelerden beraberce kurtarması, ibret ve ders alınacak bir husustur. </p>
<p>Onun içindir ki, Kur&#8217;ân-ı Hakîm&#8217;de Yûsuf aleyhisselâmın kıssasına, kıssaların en güzeli mânâsında, &#8216;Ahsenü&#8217;l-Kasas&#8217; tâbir edilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mircindir.org/dini-hikayeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adalet ve Tevazu</title>
		<link>http://www.mircindir.org/adalet-ve-tevazu.html</link>
		<comments>http://www.mircindir.org/adalet-ve-tevazu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 14:49:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[mIRC Script]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet ve Tevazu]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet ve Tevazu hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet ve Tevazu hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[dini hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Mirc indir Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mircindir.org/?p=863</guid>
		<description><![CDATA[Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi. Yakınlarından birisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi. </p>
<p>Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz&#8217;e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi: </p>
<p>- Ona de ki, elma yerini bulmuştur. </p>
<p>Fakat görevli itiraz edecek oldu: </p>
<p>- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır. </p>
<p>Halife cevap verdi: </p>
<p>- Evet ama, Rasulullah s.a.v.&#8217;e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur. </p>
<p>Valilerin maaşlarını çok bol verirdi. Sebebini şöyle açıklardı: </p>
<p>- Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kendilerini halkın işlerine vakfederler. </p>
<p>Bir gece halifenin yanında bir misafiri vardı. Kandilin yakıtı tükenmişti. Misafir dedi ki: </p>
<p>- Hizmetçiyi uyandıralım da kandilin yağını koyuversin. </p>
<p>- Hayır, bırak onu uyusun. Ben ona iki ayrı işi yaptırmak istemem. </p>
<p>- Öyleyse ben kalkıp kandile yağ koyayım. </p>
<p>- Olmaz, misafire iş gördürmek yiğitlikten sayılmaz. </p>
<p>Kendisi kalktı, kandilin yağını koyup yerine döndü ve şöyle dedi: </p>
<p>- Ben kalkıp iş yaparken de Ömer&#8217;dim; gelip oturdum, yine aynı Ömer&#8217;im. </p>
<p>İki buçuk yıllık halifelik döneminde İslâm aleminde adaleti hakim kılmıştı. Büyük dedesi Hz. Ömer r.a. gibi adalet ve basiret sahibiydi. Henüz kırk yaşlarında iken onu çekemeyenler tarafından bin dinar altın para karşılığında hizmetçisi eliyle zehirlenmişti. Hizmetçisi suçunu itiraf ettiğinde, Ömer b. Abdülaziz, paraları adamdan alarak devlet hazinesine koymuş, kendisini serbest bırakmış, öldürülmekten kurtulması için de kaçmasını söylemişti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mircindir.org/adalet-ve-tevazu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

